TAKSİTLE MUCİZE SATIN ALAN MODERN GARİBANLAR
TAKSİTLE MUCİZE SATIN ALAN MODERN GARİBANLAR
içinde

TAKSİTLE MUCİZE SATIN ALAN MODERN GARİBANLAR

TAKSİTLE MUCİZE SATIN ALAN MODERN GARİBANLAR

Charlie Chaplin, Modern Zamanlar Filmiyle, Lüks Üretimin Fakir İşçilerinin Hikayesini Anlamak

 Küresel sömürüye “evrensel kardeşlik” demek, burjuvaya yaraşır ancak. (Karl Marx, Felsefenin Sefaleti)

İngiltere’de 15.yüzyılda dilencilerin çoğalmasıyla birlikte “sertifikalı dilenciler” ortaya çıkmıştır. Sertifikası olmayan dilencilerin ise, doğal olan yaşam hakları bile ellerinden alınmıştır. Çocukların, kadınların, erkeklerin, savaş eserlerinin pazarlarda tıpkı satın aldığımız ürünler gibi satılması ve satılan insanların her alanda kullanılması, hiçbir hakkının olmaması, bize o dönemin ne kadar acımasız olduğunu göstermektedir. Peki, sınıfsal ayrımların çok net olduğu bu dönem 19.yüzyılda sanayi devriminin başlangıcıyla son buldu desek, yanılıyor olur muyuz?

Üretim ilişkilerinin gelişmesiyle artık yeni iş sahaları açılmış, ticaret alanları genişlemiştir. Köleliği bitirdiğini iddia eden ülkeler ise, daha fazla kar için işçilere az maaşlar vermiş, yüksek çalışma saatleriyle de köleliğin modern halini başlatan adımları atmıştır. Bu durumda 19.yüzyılda kölelik gerçekten sona erdi diyebilir miyiz?

İnsanların bir ürün gibi satıldığı dönemden, robot gibi çalıştırıldığı, başlangıçta neredeyse hiçbir hakkının sağlanmadığı, fabrikalarda yalnızca bir ürünün tek bir parçası için üretim yapmasının beklendiği, yaratıcı potansiyelini kullanmasının önüne geçildiği bir dönemden bahsediyorum… Hizmet sektörünün yepyeni, kalbi olan robot çalışanlarından oluşan bu çağa, hepiniz hoşgeldiniz!

Üretim araçlarını ellerinden bulunduranlar güçlü, (her dönemde olduğu gibi) işçi sınıfı ise, itaat etmeye mahkûmdur. İşçi sınıfı her gün işe gidip gelirken, aynı işi yapmanın verdiği monotonlukla yaratıcı potansiyelini kaybetmektedir. İstediğini üretemeyen, kısıtlı zaman özgürlüğüyle mücadele eden birey ise, ürettiği ürüne ve topluma yabancı hale gelecektir. Bir organizasyonda gücü elinde tutan, kararlar alan, ücret ve istihdamı belirleyen ve kaynakların dağılımını yapan insanlar vardır. Bu insanlar belli bir meşru güce bağımlı hareket etmektedirler. Güç sahipleri kendi konum, otorite ve kontrollerini sürdürme peşindeyken, güç veya otoriteye sahip olmayanlar onu elde etmeye ( bu güce katılmadıkları durumlarda direnç göstermeye) çalışırlar. Bu sebeple, istikrar içindeki demokratik toplumlarda bile sürekli bir güç mücadelesi vardır: otorite konumunda bulunanlar ( bunlar okul müdürleri, başkanlar, memurlar, öğrenciler, seçmenler en genelden en özele değerlendirilebilir) gelebilecek herhangi bir direnişle yüz yüzedir. Bu sınıf çatışması farklı derecelerde yaşanabilir, eylem veya devrim biçiminde patlak verebilir.

Bu sınıf çatışması farklı derecelerde yaşanabilir, eylem veya devrim biçiminde patlak verebilir.
Bu sınıf çatışması farklı derecelerde yaşanabilir, eylem veya devrim biçiminde patlak verebilir.

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte Charlie Chapli’nin “Modern Zamanlar” filminde duyguları olan robot insan imajı yerini vasıflı ve vasıfsız işçi ayrımına bırakacaktır. Makineleşmenin artmasıyla birlikte makine işi yaparken, vasıflı işi onu denetleyen insan konumuna yükselecek ve sendikalar sayesinde belli haklara sahip olacaktır. Vasıflı işçilerin artmasıyla birlikte ücret, statü ve becerilerdeki artış toplumdaki sınıf ayrımının daha özele indirgenmesini sağlayacaktır. Artık en güçlü kişi fabrika sahibi olurken, orta sınıfı temsil eden, belli statüye sahip vasıflı işçi sınıfı ve onun altında üretim alanında bulunan vasıfsız işçi sınıfını oluşturan bir grup doğacaktır. Burjuva, serfler ve proletarya bir bakıma modern kavram genişlemesine uğrayacaktır.

Günümüzde ise, insanları yapay bir mutluluğa sürükleyen neoliberal kapitalizmin, yalnızca tüketim endeksli çalışması, bireyleri üretmekten, düşünmekten alıkoyup, otoritenin mübalağa ve belagatle belirlediği hedeflere sürüklemekten öteye geçemiyor. 2 bin 400 yıl evvel Aristoteles’in sözünü ettiği “hayatın gerekleri” özgürlük, bilinç, kişilik, şüphe, muhakeme ve eleştiri… bu 6 kavram birbirine sıkı sıkıya bağlı, biri eksildi mi diğerleri yavaş yavaş yokoluyor. Bireyler ancak hayatın gereklerini içlerinde barındırdıkları müddetçe toplumda bir esere dönüşebilirler. Mamül olmaktan öteye ancak kendi biricikliğimizi ortaya koyarak kurtulabiliriz.

Manifesto’daki burjuvazi, muteber addedilen mesleklerin tüm saygınlığını çekip almış: hekimi de, avukatı da, rahibi de, şairi de, bilim adamını da ücretli köle derecesine düşürmüştür. Peki yedi ceddimiz proleterse, neyi paylaşamıyoruz?

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir