içinde

Belki de Şeytanın Günahını Alıyoruz?

“Ivır zıvıra meyil, zart zurta heves

Nasıl yetsin yetişsin bu sayılı nefes?”

(AJİBA AL-BUJRAFİ, Hacca Giden Karınca)

Bu yaşamda güven, refah, mutluluk, onur, itibar, sevgi, özgürlük, zevk, bilgelik… bir pakette bulunmuyor. Bir kısım özellikler insana yüklense bile her yıl gelen yeni güncelleme ile birlikte, eskinin yeri dolmayacak şekilde gelen, bu yeni özellik insani duyguları tüketmek üzere selam veriyor. “ Selâmünaleyküm, ben Paxil 20 mg, sen de seratonini arttırıp romantizmi aklında sileceğim. Anlaştık mı? Bu teklifi kaçınız reddetti, işte meraktan çatlatan bir belirsizlik!

Kapitalizm, bireyin çoğu alışkanlığını etkiledi, evet bunda hemfikiriz. Ben dâhil, herkes sürekli bir şeyleri hep tükettik. Sürekli yenisini ve en hızlısını istedik. Yeni bir dizi mi evet, izledik ve sıkıldık. Yeni bir yer mi açıldı, gittik ve daha yenisi istedik. Yeni bir yemek mi denedik ve tamam dedik, sıradaki! Artık büyük yapım şirketleri bile  bu tüketime dayanamayarak yapay zekaya yazdırıyor çoğu senaryoyu. Bu yıl Black Mirror dizisi bu olay üzerine bir bölüm yayınlandı bile. Joan is Awful bölümünde anlatılan tam da bu olay. Sürpriz! İşte, artık her insan bir hikayedir bakış açısından yola çıkarak bizlerinde hikayeleri senaryolaştırılıyor, ki ben  deseler inanmazdım. Demek ki herkes bir günlüğüne cidden ünlü olabilir. Peki, bu kuralsız özgürlük içinde kendi hayatımızın tüketimini izlerken cidden mutluluğa emin adımlarla koşabilecek miyiz? Yoksa bir yerde taşa takılıp buraya kadarmış pes mi diyeceğiz?

İnsan kendi hikayesini tüketirken, bir şeylere yetişememe içgüdüsüyle mi yola çıkıyor, yoksa cidden büyüdüğümüz ailenin özelliklerini alıp, biraz da kendi kendimize serpiştirdiğimiz özelliklerimizle, bir şeylere koşturup yetişemediğimizi mi sanıyoruz? Mesela her çıkan yeni ürünü cidden almayınca en kötü ne gelebilir başımıza? Osmanlı Devleti gibi yeniliği ayak uyduramadığımız için sürekli kararlar mı sürerler önümüze? Yoo, hiç sanmam. En son ne zaman bir kelimenin anlamını uzun uzun düşündüğünüzü sorsam yanıtınız ne olur? Ciddili soruyorum. En son hangi mağazadan neyi aldınız ya da hangi diziyi bitirdiniz diye sorsam hemen cevap verebiliyorsanız eğer, nihilizmin kalp damarlarınızı tıkadığını ve kaosa adapte olduğunuzu söyleyebilirim. Geçmiş olsun.

Sürekli ekranı kaydırdığımız, duyguların mekanik bir sistemle yönetildiği, insanların birbirlerini bir giysi gibi çıkarıp dolaba kaldırdığı ve o giysiye bir kez daha dönüp bakmadığı, yıkayıp tekrar ve tekrar giyerek dolaba kaldırmadığı, sürekli öteki yenisini istediği bir dönemdeyiz. Oysaki o giysiyi biz seçiyoruz, alırken ne kadar mutlu oluyoruz, hislerimize müthiş bir heyecanla yalın ayak koşuyoruz ta ki öteki ekranda bir başka giysinin kaydırıldığını görene kadar… Hayatımızda irademizin yok sayıldığı, bir telefon ekranından tercihlerimizin ve toplumda dahil olacağımız sınıfın belirlendiği, eğitimin bir kağıt parçasından ibaret sayıldığı, şiirden edebiyattan beslenmenin sadece kahkahaya sebep olduğu, dinin, belirli bir kesimi kontrol etmek için kullanıldığı, anarşist pozu veren burjuvaların sokaklarda kol gezdiği, Fidel Castro şapkası takanların sadece bunu modaya ayak uydurmak için yaptığı bir dönemdeyiz ve belki de tüm bunların bilincindeyiz. Ve belki de şeytanın günahını alıyoruz. Kaosa adapte olarak, bir şeylere dair umudumuz sönmüş gibi davranarak, tüm bu gerçekliğin hayatımızı mahvetmesine izin veriyoruz.

Hayat siesta rüyası gibi, onu bu kadar tüketmeyince.

Ne düşünüyorsun?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir