içinde

Hiçbir Şey İnsanın Kafasını Düşmanından Gelen bir Jest Kadar Karıştıramaz

Mermiler Evrensel Bir Dil Konuşuyor.

Mevlana’nın Mesnevi’sindeki bir öyküde, çölde devesiyle yol alan bir bedevi, yalınayak, saçsız, perişan bir bilgeyle karşılaşır. Bedevi devesinin üstüne iki çuval yerleştirmiştir. Bunlardan birisinde buğday, diğerinde kum vardır. Bilge neden kum çuvalına gerek duyduğunu sorunca, bedevi devenin dengesini sağlamak için böyle yaptığını söyler. Bilge de, ona kumu tamamıyla boşaltmasını ve buğdayı iki çuvala bölmesini öğütler. Böylece devenin yükünün hafifleyeceğini ve varmak istedikleri yere daha çabuk gidebileceklerini söyler. Bedevi bilgeye bir bakar ve “ Ne malı, ne mülkü, ne doğru düzgün üstü başı olan bir adamsın. O uğursuz hikmetin sende kalsın! Bu bilginin sana bir faydası olmadıktan sonra bana hiç olmaz. Benim aklım bana daha iyi!” der.

(Yalın Alpay, Yalanın Siyaseti)

ABD’nin en uzun savaşı, 11 Eylül’ün ardından başlayan savaş, arkasında büyük bir yıkım bırakarak sona eriyor. ABD, 20 yıllık savaşın ardından geriye,  milyonlarca mülteci, on binlerce can kaybı ve gelişen devletlere ayak uyduramayan aksine daha da gerileyen bir Afganistan bıraktı. Bu gerilemenin tek sorumlusu yalnızca ABD değil.

Afganistan’ın ilk işgali 1979 yılında Sovyetler Birliğinin,  Afganistan’daki komünist yönetimi destekleyici müdahalesiyle başlamıştır. Soğuk Savaşın göbeğinde başlayan bu emperyalist yayılma sürecinde ABD, Afgan Hükümetini değil, karşı mücadele veren Mücahitleri desteklemekteydi. Sovyetler, istikrarı sağlamak ve mücahitleri bastırmak adına Afgan hükümetinin daveti üzerine gelmiş olsalar bile, Afganistan’a yapılan dış müdahaleler, aşiret ailelerinin tartışmaları, vekalet savaşları, yönetime yapılan darbenin de etkisiyle( artık anti-komünist bir yaklaşım sergilendiği için) 10 yılın ardından, Sovyet rejimi bölgeden çekilme kararı almıştır.

Sovyetlerin çekilmesinin ardından, Afganistan aşiret savaşlarının eşiğinde bırakılmıştır. Bu kaos ortamında bir öğrenci hareketi olarak başlayan Taliban ‘ın örgütlenmesi ise, kaotik bir döneme denk gelmektedir. 1996 yılında artık beslenmiş ve gelişmiş olan Taliban, Kabil’i ele geçirmiştir. İdeolojileri ise, İslam’a ve Şeriata uymayan herkesle savaşmak olacaktır.

 Afganistan’da iç karışıklık devam ederken ve Ortadoğu çözümsüzlük içinde kıvranırken, dünyanın kaderini değiştirecek bir olay yaşanmıştır. 11 Eylül 2001 yılında,  başkent Washington ve Newyork’ta, ikiz kuleler bombalanmıştır. Bu terör saldırısının sonucunda  2.977 kişi hayatını kaybetmiştir. Saldırının bedeli ise,  bizzat ABD tarafından çok ağır ödetilecektir.

Yapılan saldırının ardından dönemin başkanı George W. Bush “Bugün vatandaşlarımız, yaşam tarzımız, özgürlüğümüz bir dizi kasti ölümcül terör saldırısına uğradı. Amerika daha önce düşmana diz çöktürmüştür. Bu kez de aynısını yapacağız” dedi. Kendisine bir düşman algısı yaratan ABD, destek vermeyen tüm devletleri ise, terörist ilan edeceğini söylemiştir. Saldırının üstünden bir ay geçmeden ABD,  Afganistan’ı bombalamaya başlamıştır. Saldırıyı gerçekleştiren 17 hava subayının 15’nin Suudi Arabistan vatandaşı çıkmasına rağmen, ABD, Arabistan’ı cezalandırmamıştır. Bunun sebebi, Taliban ( El-Kaide kamplarının Afganistan’da olması) olarak gösterilmiştir. Ancak bölgede olduğu dönem boyunca, ABD’nin Afganistan’ı bir üst ve karakol devlet olarak kullandığı söylersek, yanılmış olmayız. Ortadoğu bölgesine hakim olmak, petrol üretimi, ticaretini yönetmek ve en yüksek kar payını elde etmek amacıyla bölgede var olmak zorunda olan ABD, Afganistan’ı daima kaos halinde bırakarak, gelişmesini önleyecektir.

ABD, işgale devam ederken, 11 ülkeyi de sürece dâhil ederek, NATO şemsiyesi altında işgale devam edecektir. Ancak Afiganistan’daki siyasi süreç, savaş ağaları, aşiret liderleri, İslamcı gruplar ve uyuşturucu baronlarının tekeline girmekten kurtulamayacaktır. Afganistan’daki etnik siyasi farklılıklar, liyakatsiz yönetim ve vatanın sömürüsü/kurtarılması bir dava olarak ne yazık ki benimsenememiştir. En nihayetinde, 2 Mayıs 2003’te ABD, Taliban rejimine son verildiğini ve yeni tehdidin Irak’tan geldiğini belirterek, çember oklarını Irak’a çevirerek yayılmacı politikasını devam ettirmeye çalışmıştır. Beklenenin aksine tam bu dönemde Taliban eski gücünü tekrar toplayacaktır.

Afganistan’da -günümüze kadar -yüz bin ABD askeri, elli bine yakın yabancı asker bulunmaktaydı.

 ABD’nin ve müttefik devletlerin tüm stratejilerine rağmen Taliban bölgede var olmayı ve halkı kendi tarafına konuşlandırmayı başarmıştır. ABD yönetiminin açıklamasına göre, Ocak 2019’da Afgan hükümeti ülkenin %53.8’ine hükmederken, toprakların %33,9’unda kontrol tartışmalı hale gelmiş, Taliban’ın elinde bulunan topraklar ise %13’e yükselmişti. Tam da bu ortamda dönemin başkanı Trump, uzayan savaşlara son vermeyi düşündüğü açıklayarak, Taliban’la anlaşma sağlamıştır. Böylelikle bölgeden çekilme kararının ilk adımları atılmıştır.

 Yeni seçilen başkan Biden ise, Trump’ın politikasını takip ederek, 11 Eylül saldırılarının 20.yıldönümünde Afganistan’dan çekileceklerini kamuoyuna duyurdu.

ABD,  20 yılın sonunda Afganistan’dan çekilirken, ulusal medyada, ülkeyi Taliban’ın acımasızlığına ve geri kalmış yönetim şekline teslim etmekle suçlanıyor. Şöyle ki, 20 yılın sonundaki envantere bakıldığında, 170- 174 bin arası can kaybı, ABD kanadında, 2442 can kaybı, 2066 yaralı asker, müttefiklerin kayıpları 1144 can kaybı, tahmin edilen savaş ve yeni düzen gideri ise, iki trilyon dolar olarak tartışılmakta, milyonlarca mülteci ise, sürecin başka bir yüzü olarak yorumlanabilir.

Bu bağlamda değerlendirecek olursak,  ABD’nin Afganistan’ı, Taliban yönetiminden kurtarmadığını, özgürlük, demokrasi ve barış getirmediğini aksine ülkeyi daha büyük bir kargaşa içerisinde bıraktığını söyleyebiliriz. Yeni yaratılan mülteci sorunun baş sorumlusu olan ABD, mülteci akımını biraz azaltabilmek adına Arnavutluk ve Kosova’ya uçaklarla bırakılan Afganları, kendi ülkesine alacağını yakın zamanda açıkladı. İran ise, bir tampon bölge oluşturarak Afganistan sınırına üç ayrı geçici kamp inşa edeceğini, ülkedeki konjonktüre göre hareket edileceğini ifade eden açıklamalarda bulundu. Peki, ülkede kalan kadınların ve çocukların haklarını kim savunacak? ABD’nin yıllardır sömürdüğü, 20 yıl boyunca zorunlu savaş içerisinde tuttuğu, böl ve yönet politikasıyla insanları mezhepsel çatışmaların odağında tuttuğu, gelişmesine izin vermediği Afganistan’ın durumu artık, ne yazık ki, tüm devletlerin sorunu haline gelmiştir.

Günlerdir Taliban yönetiminden dehşet içerisinde kaçmaya çalışan milyonlarca insanın, uçak pervanelerinden düştüğü görüntüleri, kadınların ellerinden alınan haklarını ve verdikleri mücadeleyi, küçük kız çocuklarının askerlere hediye olarak verileceğine dair haberleri, Taliban’ın açıklamaları adı altında, görebilmekteyiz. Dünya basını yaşanan olaylara, kadın ve çocuk haklarının korunması durumuna, Avrupa’nın sürekli söz ettiği özgürlük ve demokrasi ortamında sessiz kalmaya devam ederse, milyonlarca mültecinin- tıpkı Arap baharı sonrası Suriye’de olduğu gibi- ülkelere sığınma mücadelesine, yaşanan ölümlerin rakamsal boyutuna tekrar ve tekrar şahit olacağız.

Ne düşünüyorsun?

Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir